12 Ekim 2010 Salı

ETİK

“21 yaşımın son dönemlerini yaşıyordum. Önceki birliğim çok rahattı. Neredeyse ekmek elden su gölden haftada birkaç kez çıktığımız talim dışında çok keyifli bir askerlik geçiriyorduk. Komutanlarımız da çok iyiydi. Bu bölgeden gelen çatışma haberlerini duyuyorduk ama işlerin böyle olduğunu bilmiyorduk. Çatışmalar şiddetlenince bölgeye kaydırılan birliklerden birisi de bizimki olmuştu. ‘Gerçek asker’ olacağız diye güle oynaya gelmiştik bölgeye. Geldiğimizde gördüğümüz ve yaşadıklarımız bize söylenenlerden farklıydı. Her an ölümle burunburunaydık. Böyle bir savaş için yeterince eğitimli olmadığımızı anlamıştık. Her gün onlarcamız ya ölüyor ya da yaralanıyordu. Ben de yaralandığımda askerliğimin bitmesine yaklaşık altı ay vardı.”
Böyle başlıyordu onun hastanede yatarken konuştuğu kişilere anlattığı kendi öyküsü. Doktor; “Sanki bir kör testere ile kesmişlerdi” gibi demişti, sağ bacağındaki yarası hakkında. Bir yandan acı içinde kıvranırken bir yandan da seviniyordu. Bu yara onun askerliğini sağ salim bitirmesini sağlayacaktı."




Bir kız vardı.
Onu seviyor muydu?
Pek emin değildi.
Askere gelirken söz kesmemişlerdi.
Kız bekleyeceğini söylemişti yalnız.
Geçen süre içinde yalnız bir kez mektubunu almıştı.
O kızın kendisini sevdiğini düşünüyordu.
Kendisi duygularından emin değildi.
Askerliğin ilk günlerinde kıdemlileri bir sevgilinin olmasının iyi olacağını söylemişlerdi. O da askerden önce o kızın da içinde bulunduğu bir arkadaş grubunun resminin içinden kızın olduğu yeri kesmiş, onu büyütmüş ve hep üst cebinde taşımıştı. Diğerlerinin dediği gibi olmuştu. En zor anlarında hep onu düşünmüş, o güç vermişti. Uzaktayken bile kendisine bu kadar katkısı olabiliyorsa herhalde evlendiklerinde her şey güzel olur diye düşünmeye başlamıştı yavaş yavaş.

Çok iyi bir adamdı bu genç doktor. Şarapnelin parçaladığı bacağındaki yarayı bir kuyumcu gibi temizlemişti. İşe yarar ne varsa bırakmış, yaramayanları ise çıkarıp almıştı. Herhangi bir sekel kalmayacağını, yalnız yaranın izini taşıyacağını söylemişti. Başlangıçta çok yavaş iyileşen yara bir noktadan sonra iyileşmesini hızlandırmıştı. Doktor her sabah onu ziyarete geldiğinde yaptığı işten duyduğu mutluluk yüzünden okunuyordu. Bir askerin yarasını iyileştirmiş olmakla övünüyordu. Çok yakında eski görevine gidebileceğini söylüyordu. Bir defasında bunu istemediğini doktora sezdirmiş, doktor ona askerliğin erdeminden, yaptığı işin ne kadar önemli olduğundan söz etmiş, yüreklendirmeye çalışmıştı. Yaralanmanın yalnız insanın bedeninde değil ruhunda da izler bırakacağından söz etmiş, bunu bu sırada aşmazsa ileride daha büyük sıkıntılar ve sorunlar yaşayabileceğini söylemişti.

Düşününce bir ara kafasına yatar gibi olsa da, sonrasında bu düşünce çok aptalca gelmişti. Savaşla ilgili düşüncesi onlar gibi değildi. Anlamsız bir savaşta ölüyor ya da öldürüyorlardı. Kim bilir kendisi farkında olmadan kaç kişinin yaşamına son vermişti. Bu savaş onun savaşı değildi. Bir an önce buradan kurtulmak ve savaşın uzağında sıradan bir insan olarak yaşamak istiyordu.

Hemşire günlük yaptığı pansumanla ilgili bilgi verdiğinde doktor şaşırmış, sonraki pansumanda kendisini de çağırmasını söylemişti. Ertesi gün baktığında gerçekten hızla iyileşen yarada bir duraklama olduğunu fark etti. Herhangi bir enfeksiyon yoktu. Ama oluşan yeni deri alttaki dokuya bir türlü yapışamıyordu sanki. Kullandıkları merhemlerden kaynaklanabileceğini düşündü önce, sonra bunun olamayacağına karar verdi. Uygulamada bir değişiklik yapmamışlardı. Hemşireye aynı şekilde sürdürmesini ve bir süre izlemelerini söyledi.Birkaç gün sonra hemşire yanına gelip “doktor bey neden böyle olduğunu anladım” deyip gördüklerini anlattığında böyle küçük bir numarayı nasıl yuttuğuna kendisi de şaşırdı. Asker her gece bacağını sargının üzerinden karyolanın yuvarlak demirine sürtüyor, bu sırada oluşan yeni deri, altındaki dokulardan ayrılıyordu.

“Hastanın bacağını kasığına kadar alçıya alalım” dedi. Askerin direnmesine karşın bunu yaptılar. 20. günde alçıyı açtıklarında yaranın tümüyle kapanmış olduğunu gördüler. Yalnız dizden başlayıp ayak bileğine kadar ince uzun bir yol gibi uzanan bir yara izi duruyordu. Derinin üzerindeki kabukları su banyosu içinde bıraktıktan sonra vazelinle yumuşatıp kaldırdıklarında yeni doğmuş bebek derisi gibi pembe nedbe dokusu doktor ve hemşire işbirliğinin zaferini ilan ediyordu. Asker artık birliğine dönebilecek hale geldiğinde yaklaşın 2 ayı vardı askerliğinin bitmesine, birkaç gün de eski gücüne kavuşması için beklendi. Kendisine yara dokusunun bakımı hakkında da bilgi verdiler.

Hastaneden çıktığı gün doktor onunla konuşmuş, askerliğin anlam ve öneminden, bunun daha sonraki gündelik yaşamında ne işe yarayacağı konusunda küçük bir söylev çekmiş kendisini yüreklendirmeye çalışmıştı. Doktor sözlerini bitirdiğinde kısık ve söylediklerinden korkar gibi; “Komutanım çok iyisiniz ama beni ölüme yolluyorsunuz. Bunun farkındasınız sanırım” demişti. Bu sözlerine doktor kızmış, yüksek bir sesle; “Doktorlar ölüme yollamazlar asker.... Doktorlar iyileştirirler, yaşatırlar. Siz askerler ya öldürürsünüz, ya da ölürsünüz. Aslına bakarsan askerin görevi ölmektir.”

Doktoru selamlayıp yanından çıkarken içinden “ben de bu görevimi yapmaya gidiyorum o zaman” demişti.

Aradan bir hafta ya geçmiş ya geçmemişti; bir yaralı olduğunu söyleyip doktoru çağırdıklarında her gün birkaç kez yaptığı gibi hızla aşağıya inmişti. En güvendiği hemşiresiyle birlikte adeta bir hurda yığınına dönmüş askere müdahaleye başladıklarında yaşama şansının hemen hiç olmadığını anlamışlar, birbirlerinin gözüne baktıktan sonra işlerine dönmüşler, bir makine gibi yapmaları gereken her şeyi yapmışlardı.

İşleri bittiğinde askerin üzerinde kalan üniforma parçalarını makasla kesip onu soydukları zaman askerin bacağındaki izi görmüşler, bu askerin o asker olduğunu anlamışlardı. Birkaç dakika sonra asker son nefesini müdahale masasından kaldırılmadan vermişti.

Askerin dediği olmuştu:
Onu ölüme onlar yollamışlardı.

3.2.2002

(Andrei Makine’nin “Son Söz” adlı romanındaki bir hikayeden esinlenerek yazılmış ve ilk kez Gümüşlük Akademisi'nin sayfasında yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder